Eğitim - Öğretim ve Ödev Forumu

Tam Görünüm: Karışık Kitap Özetleri (Aradığınız Belkide Burada)
Şu Anda Hafifleştirilmiş Görüntüleme Modundasınız. Tam Görünüm Modu için, Buraya Tıklayın
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8
KİTABIN ADI :ÖLÜDEN MEKTUP VAR
KİTABIN YAZARI :AGATHA CHRISTIE
YAYIN EVİ :ALTIN KİTAPLARI YAYINEVİ
BASIM YILI :1990
SAYFA SAYISI :172

1.KİTABIN KONUSU:
Zengin bir bayan olan Emily Arundell’in varisleri tarafındanm öldürülmesi ve özel dedektiflik yapan Hercule Poirot’un cinayet zanlısını ortaya çıkarması.

2.KİTABIN ÖZETİ:
Emily Arundell, küçük bir kasaba olan Market Basing’te oturmaktadır.Paskalya yemeği için erkek kardeşinin çocukları olan Theresa ve Charles Arunder;kız kardeşinin kızı Bella Tanios ve kocası Jacob,Market Basing’e gelirler.Theresa ve Charles Arundell ile Bella Tanios, Emily Arundell’in varisleridir.
Paskalya yemeğinin verildiği gece Miss Arundell merdivenlerden düşer.Herkes bunu bir kaza gibi göse de Miss Arundell bu olayın bir kaza olmadığını ve varislerinden birinin kendisini öldürmeye çalıştığını düşünür.Özel dedektiflik yapan Hercule Poirot’a gizlice bir mektup yazar.
Poirot, arkadaşı ile birlikte mektubu aldıktan sonra Market Basing’e gider.Ama Emily Arundell iki ay önce ölmüştür.Bütün malvarlığını varislerine değilde yardımcısı Minnie Lawson’a bırakmış olması Poirot’un ilgisini çeker.Cinayetten şüphelenen Poirot, Emily Arundell ile ilgili olan herkesi arştırmaya başlar.
Poirot,Emily Arundell’in doktoruna gider.Doktor Miss Arundell’in karaciğer iltihaplanmasından uzun süre rahatsız olduğunu ve ölümünün normal olduğunu söyler.Doktorun hastalığı sebebiyle koku alamaması Poirot’un ilgisini çeker.Poirot,Miss Arundell’in köşküne giderek incelemeler yapar.Hizmetçiden merdiven kazası hakkında bilgi edinir.Merdivenin başında bulunan süpürgeliğe bir çivi çakılmış ve göözükmemesi için de üzerinin cila ile kaplanmış olduğunu farkeder.
Poirot,Theresa ve nişanlısı Dr.Donaldson ile görüşmeye gider.Theresa mirasın kendisine bırakılmadığı içn çok öfkelidir.Miss arundell’in hizmetcisi Miss Lawson’ın onu etkileyerek bütün mirası kendisinin aldığını düşünmektedir.Miss Lawson’ın aptal görünüşlü ama gerçekte çok sinsi olduğunu düşünür.Mirası geri alabilmek içn hertürlü yola başvurabileceğini söyler.
Poirot, Charles ile görüşmeye gider.Charles ikiyüzlü ve sahtekar bir gençtir.bütün parasını kumarda kaybettiği için sık sık Miss arundell’den para almak ister ama başarısız olur.O yüzden halasının ölmesini ve mirasa sahip olmak ister.Miss Arundell, Charles’ın bu şekilde düşündüğünü bildigi için ona yeni yazdığı vasiyetnamede bütün malvarlığını Miss Lawson’a bıraktığını söylemiştir.
Poirot, Miss Lawson ile görüşmeye gider.Miss Lawson bütün bunları planlayacak kadar zeki olmadığını düşünür.Miss Lawson kaza gecesi merdivenlerde Theresa’yı birşeyler yaparken gördüğünü söyler.Miss Lawson gece aynadan merdivenlere bakmış ve geceliğinde T.A. yazan birisini görmüştür.Ayrıca Miss Lawson daha önce vasiyetname ile ilgili hiçbirşey bilmediğini söyler.
Poirot,Bella Tanios ve kocasıyla görüşmeye gider.Bella mirasın kendisine kalmadığı için üzülmektedir.Çünkü o parayı çocuklarının eğitimi için harcamayı düşünmüştür.Bella, Miss Arundell’in ölümünden önce vasiyetnameği değiştirdiğini bilmemektedir.Kocasının sözünden çıkmayan,saf bir kadındır.Daima Theresa’yı taklit eder.Poirot ile görüşmesinde cinayet hakkında birşey biliyormuş izlenimi yaratır.


Poirot,ölmeden önce Miss Arundell’e bakan hemşire ile konuşur.Hemşire, Miss Arundell’in ölmeden önce yeni vasiyetnameyi istediğini ama Miss Lawson’ın ona vasiyetnameyi vermediğini söyler.
Poirot,Miss Arundell’in avukatı ile konuşmaya gider.Avukat MissArundell’in kazadan sonra yeni vasiyetname yazdırdığını ve bütün malvarlıgını Miss Lawson’a bıraktığını ama eski vasiyetnameyi de yırtmayıp çekmeceye kilitlediğini söyler.
Poirot bürosuna döndüğünde Dr.Tanios onu beklemektedir.Bella’nın sinir krizi geçirerek evden ayrıldığını,acilen psikolojik tedavi görmesi gerektiğini söyler.Poirot, Bella’yı Miss Lawson’un evinde bulur.Bella cinayeti eşinin işlediğini söyler.Ayrıca eşinin gerçekleri söylemesinden çekindiği için kendisini akıl hastanesine yatırmak istediğini söyler.Poirot,Bella’yı gizlice Londra yakınlarındaki bir otele yerleştirir.Olayın ayrıntılarını içeren bir mektup yazıp ona ulaştırır.
Ertesi sabah Bella’nın fazla miktarda uyku ilacı alarak öldüğü haberi gelir.Bütün aile köşkte toplanır.Poirot olayların iç yüzünü anlatmaya başlar:Cinayet Miss Arunder’in fosfor ile zehirlenmesi yoluyla işlenmiştir.Doktor bunu anlamamıştır çünkü fosfor zehirlenmesiyle karaciger iltihabı aynı etkiyi göstermektedir.Zehirleme sırasında ortaya çıkan çıkan kokuyu ise doktor algılayamanıştır.Cinayeti Cherles işlememiştir çünkü o yeni vasiyetnameyi görmüştür.Miss Lawson’ın yeni vasiyetnameyi gördüğü halde gömedim demesi şüphe uyandırmaktadır.Ama o bunları düşünemeyecek kadar saf ve aptaldır.Theresa’nın bahçıvandan yabani ot zehirleri hakkında bilgi almış olması onu şüpheliler arasına almaktadır.Şüpheliler arasına Dr.Donaldson ile Dr.Tanios da eklenebilir.Ama onlar olay gecesi köşkte değillerdir.
Geriye tek kişi kalmıştır:Bella.Kaza gecesi MissLawson’ın gördüğü kişi Theresa değil Bella’dır.Çünkü aynada gözüken T.A.aslındaA.T. yani Arabella Tanios’un kısaltmasıdır.Bella, babasının laboratuorında çalıştığından fosfor ile ilgili bilgisi vardır.Bella halasını merdivende öldüremeyince Miss Arundell’in yemeklerden sonra aldığı kapsüllerin içine koyar.Miss Arundell nasıl olsa okapsulleri yutacaktır.
Bella,Poirot’un cinayeti çözdüğünü anlayınca suçu kocasına atmaya çalışmış ama başarılı olamamıştır.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
İnsan ne kadar kötü durumda olursa olsun suç işlememelidir.Çünkü gerçekler anlaşıldığında sonuçları çok kötü olabilir.
4.OLAYIN KAHRAMANLARI:
Hercule Poirot :Çok zeki bir dedektiftir.Daima ayrıntılardan yola çıkarak başarıya ulaşır. Meraklı birisidir.Olayları aydınlatmak için hertürlü kılığa girebilir.
Hastings oirot’un yardımcısıdır.Olaylar onun bakış açısıyla anlatılmıştır.
Emily Arundell :Hiç evlenmemiştir.Babasından yüklü miktarda miras kalmıştır.Çocuğu olmadığı için varisleri kardeşinin çocuklarıdır.Çok zeki bir kadındır.Varislerinin kendisini öldürmek itediğinden şüphelenir.
Theresa: Değişik bir yaşam tarzına sahiptir.Herzaman çalışmadan zengin olmayı ister.
Charles :Birçokkez sahtekarlık ve dolandırıcılıktan hapse girmiştir.Halasını ölümle tehtit etmiştir.
Bella Tanios :Yunanlı doktor Jacob Tanios ile evlidir ve iki çocuğu vardır.Saf bir kadındır. Kocasına kin duymaktadır.Ondan korkmaktadır.Çocuklarının geleceğinden endişe etmektedir.
Minnie Lawson :Miss Arundell’inbakıcısıdır.Saf ve apptaldır.
Romanda ayrıca Dr.Donaldson,Dr.Grainger,Dr.Tanios,hizmetçi Helen,bahçıvan,Avukat Purvis,ispritizmaile ilgilenen Trip kardeşler,komşu Peabody gibi karakterler vardır.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Olaylar esrarlı birşekilde işlenmiş.Son ana kadar suçluyu bulmak zor.Silik karakterli olan Bella’ya bu rolün verilmesi olayı daha da ilgi çekici hale getirmiş.Olayları anlatan Hastings’in çözüm arayışından uzak kalması bana göre bir hata.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
Agatha Christie : İngiliz kadın romancı.Birinci Dünya Savaşı sırasında hemşirelik yaptı.İlk öyküsünü hastanede boş kaldığı saatlerde yazdı.Özellikle1926’dan sonra yazdığı polis romanlarıyla ün kazandı.Ayrıca tiyatro oyunuda yazdı.başlıca yapıtları: Ackroyat’ın Katili, Şark Ekspresinde Cinayet, On Küçük Zenci
Eserin Adı: Son Eseri
Yazarı: Halide Edip Adıvar
Kullanılan Baskı: Onuncu Baskı , Atlas Kitapevi , İstanbul
Konusu: Evli bir adam ile hiç evlenmemiş bir kızın aşk hikayesi
Eserin Özeti:
Feridun, 37 yaşında bir romancıydı. Yıllarca hep başkaları hakkında roman yazmıştı. Hiç kendisi hakkında romanı olmadığından yakınıyordu. Artık ilham alacak kimse bulamadığı için, eser yazmak için kendinden ilham almayı denemek istedi. Bunun için yaşadıklarını günü gününe yazmaya başladı. Yazmak için ilham alamıyordu. Bu yüzden şehirden uzak, gürültüsüz bir yerde yaz geçirmek için karısı Mediha’yı ikna etti. En sonunda Çamlıca’da ağaçlar arasında, bahçeli bir ev tuttular. Buraya geldikten sonra Mediha ile Feridun’un arasındaki kavgalar bile son bulmuştu. Çocukları Şevket ve Nerime de çok mutluydu. Sık sık akrabaları olan Münise geliyordu. Feridun çok önceden ondan hoşlanmıştı; fakat artık çok sıkı bir dostlukları vardı. Münire’nin doktor olan eşi, Mediha’nın eski kocasının kız kardeşine bakıyordu. Duyulana göre çok güzel bir kızmış. Önceleri pek ilgilenmeyen Feridun, evlerine gelmeye başladıktan sonra Kâmuran’a aşık oldu. Ressam olan Kâmuran, Feridun ve küçük kızı Nerime’nin resmini çizmek istedi. Nerime, Kâmuran’ı sevmediğinden, bazı günler Feridun, Kâmuran’ın evine yalnız gidiyordu. Bir gün Kâmuran, apandisinden rahatsız oldu ve hemen ameliyata aldılar. Bu arada Avrupa’da duran abisi Asım Bey’in gelmesi üzerine Feridun Bey, o bölgeden uzaklaştı. Birkaç hafta sonra, Kâmuran’a mektup yazdı ve ona karşı olan bütün duygularını açıkladı. Kâmuran, önce cevap yazmadı. Abisine mektuplaştı. Abisi cevap yazmama uyarısına rağmen, Kâmuran, Feridun’a mektup yazarak, onu bir daha görmek istemediğini belirtti. Bu arada Feridun, asker olan kardeşi İbrahim’i ihmal ettiğini düşünüyor, ailesi ve Kâmuran arasında gidip, geliyordu.
Yazı yazdığı gazetenin isteği üzerine Feridun, zaten gitmek istediği Almanya’nın yolunu tuttu. Önce Berlin’e geldi. Orada bilgi toplarken, elçilikten birkaç arkadaşını gördü. Onlarla konuşurken, Kâmuran’ın Almanya’da Königsi’ye geleceğini öğrendi. Çok heyecanlandı. Hemen Kâmuran gelmeden, o Königsi’de güzel bir otele yerleşti. İki gün sonra Kâmuran da aynı otele yerleşti. Öncelikle ona görünüp, görünmeyeceği konusunda endişeye düşerken, sonunda karşılaştılar. Gerçekten orada güzel günler geçirdiler. Ormanda, gölün kenarında sık sık yürüyüşe çıktılar. Kâmuran, bir bayanla beraber gelmişti. O bayan, Feridun’a Kâmuran ile buluşmalarının sakıncalı olduğunu ve gitmesi gerektiğini söyledi. Çünkü Asım Bey oraya geliyordu. Bu sırada aniden gelen bir telgrafla Feridun şok oldu. Kardeşi İbrahim, Nerime’nin öldüğünü yazıyordu. Apar topar İstanbul’a dönen Feridun, İstanbul’dan Kâmuran’a son bir mektup yazdı. Bir süre sonra, gazetelerde Kâmuran’ın ölüm haberi yazıldı. Feridun, bir kere daha Kâmuran’ın yaşadığı ve öldüğü yeri, eserlerini görmek istiyordu. En çok ikisinin de hayallerinde olan “Mutluluk Köşkü” adlı resmini sevmişti. Kaktüslü resmini de seviyordu. Feridun, onun için “Kaktüs Ağaçlı Mutluluk Köşkü” adlı bir roman yazmak isterdi.
Kişi kadrosu:
Feridun: Yazardır. Roman yazar, gazetelere makale yazar. Karısı ile mutlu bir birlikteliği yoktur. Kamuran’ı sevmektedir. Kızı Nerime ile sevgilisi arasında karar verememektedir. Dürüst, herkes tarafından sevilen biridir.
Kâmuran: Evlenme yaşına gelmesine rağmen evlenmeyen bir genç kızdır. Çok güzeldir. Resim yapmayı sever. Abisi Avrupa’da çalışır. Annesi öldükten sonra bütün destekçisi abisi olmuştur. Abisini ve Feridun’u çok sever.
Mediha: Asım Bey ile evlendikten sonra onunla boşanıp, Feridun ile evlenmiştir. Hiç kimseyi içten sevmez. Gösterişten hoşlanır.
Nerime: Biraz huysuz, inatçı olmasına rağmen çok tatlı ve babasını çok seven küçücük bir kızdır. Kâmuran’ı hiç sevmez.
İbrahim: Abisinden uzun süre ayrı kalmış. Başka şehirde yaşamıştır. Ülkesine çok bağlıdır. Askerdir. Sonradan binbaşı olmuştur.
Asım Bey: Eğitimli, kültürlü, Avrupa’da elçilik yapar. Eşi olan Mediha’yı elinden aldığı için Feridun’u sevmemektedir. Sürekli kardeşi Kâmuran’a sahip çıkmış, onun adeta her şeyi olmuştur.
Değerlendirme: Eserde intihar olmamasına rağmen, hastalıktan ölmek vardır. Aslında Kâmuran’ın ciğerlerinden rahatsızlandıktan sonra, boyalardan uzak durması gerektiği halde, boyalar ile daha çok haşır neşir olması, bir nevî intihar sayılabilir. Onun dışında eser güzel, olmaması gereken bir aşkı anlatıyor.
Eserin Adı: Eskici Dükkanı
Eserin Yazarı: Orhan Kemal
Kitabın Özeti:
İhtiyar, topal bir eskici vardır. Bu eskici, kendi dükkanında, kocaman olmuş oğullarını, ve torunlarını geçindirmektedir. Küçük yaşta Trablusgarp Savaşı’na gönderilmiş ve orada bacağına yediği kurşun yüzünden bacağı kesilmiş, tahta bacakla dolaşıyordur. Bir aralar ayakkabıcılık ve demircilik ile uğraşmıştır. Ağzı çok bozuktur. Küfür eder durur. Fakat bu esnafın hoşuna gider. Hiç kimse ile geçinemez. Kendi karısının bile yüzüne bakmaz. Ve yanında duran ve babasının parasını yiyen oğullarından büyük oğlunu artık istememektedir. Kendi işini kurması gerektiğini kendisine söylemez, fakat küçük oğlu aracılığı ile söyletir. Bunun üzerine biraz bozulan büyük ağabeyisi, babasının evinden ayrılma kararı alır. Fakat, abisinin durumuna üzülen ve babasına darılan, babasının huysuzluğuna dayanamayan küçük kardeş Ali de abisi ile gitmeye karar verir. Tabi ki baba evinden yıllar sonra ayrılmak istemeleri alışıldık bir durum değildir. Pamuk toplamaya gitmek istemektedirler. Fakat babaları gitmelerini istememekte ve onu üzmektedir. Kendisi de onlarla gitmek ister. Büyük oğlan buna karşı çıkmamasına rağmen, küçük oğlan, Ali, çok başına buyruktur. Babasının gelmesini istemez. Ali, kendi dükkanlarını kurmak ve çok para elde etmek hayali ile, abisini de ayarlar. İleride çok para kazanıp, bütün bir konak almak ve bütün ailesini orada birleştirmek hayali vardır. Ali de evlenecektir. Babası durumu gördükten sonra çocuklarının istediği gibi artık işlerden elini ayağını çekmeye ve evde oturmaya karar verir. Artık büyük oğlan ve kardeşi Ali, kendi kendilerine, işlerine karışan olmadan çalışabileceklerdir. Abi kardeş, pamuk toplamaya da giderler. O sırada küçük kızları da genç olmuştur. Fakat aile içinde oğullar kadar ilgi görmemektedir. Artık evlenmek istemektedir.Çukurova’ya hep beraber pamuk toplamaya giderler. Fakat, pamuk toplamaya gittikleri yerlerde çeşitli sorunlarla karşılaşmışlardı. Öncelikle işin nasıl yapılacağını bilmiyorlardı. Sonra gittikleri yer sinek doluydu. Karılarına, kızlarına da sahip çıkmaları gerekiyordu. Çadırlarda kaldıkları için, yılan gibi tehlikeli hayvanlar da olabiliyordu. Sivrisinekler de çok olduğundan, hastalık riski taşıyorlardı. Tam da risk başlarına geldi. Zeliha, tam aradığı kişiyi bulmuşken, bir sevgili bulmuşken, hastalığa yakalandı. Dışarıda yattıklarından, Zeliha sıtma olmuştu. Bu arada aralarında özellikle Ali ve babası arasında birtakım sorunlar yaşandı. Ali ayrılmak istedi.Ama abisinin çadırında kaldı. Babasına muhtaç olamadığını göstermek istiyordu Ali. Aralarında geçen bir kavga nedeniyle , Ali, babasına kötü söz söyledi. Babası da iki oğlunu da evlatlıktan men etti. Bir süre sonra topal eskici ve karısı da sıtmaya yakalandı. Mutlaka şehre götürmeleri gerekiyordu. Ünal ve Zeliha, babalarını şehre götürmek için kamyon kiraladılar. Onlarla beraber şehre döndüler. Pamuk toplama işini bitirip, paraları ile bir iki ay sonra büyük abi ve Ali de şehre dönüp, dükkanda işe girişeceklerdi. Topal Eskici, mahalleye gelince herkes tarafından iyi karşılandı. Ali ve abisi ise pamuk alıcılarını bekliyorlardı. Çok pamuk topladık sanıyorlardı. Halbuki elciler, topladıklarını görünce, çok az topladığını söylediler. Pamukları alıp, paralarını vermeden kaçtı alıcılar.
Bu sırada yağmurlar da yağmaya başladı. Zehra evlenme hazırlına girdi. Topal eskici ise oğullarını bırakıp gitmekle ne kadar hata yaptığını anladı. Ali ve abisi şehre döndüler. Babasının dükkanının önüne yığıldı Ali, hastalık ve zayıflıktan oracıkta yığıldı. Abisi ve çocukların daha kötü olduğunu söylüyordu. Babası panik içinde araba çağırdı. Topal haliyle onu taşıyamıyordu. Hemen çevre esnafı yardıma geldi. Oğullarının ve torunlarını hastalıktan kurtarmak için, eve doktorlar çağırdı, onların iyileşmesi için gırtlağa kadar borca girdi Topal eskici. Sonunda bütün herkes iyileşti. Dükkanı satıp, borçları ödeyen Topal Eskici, yeniden çalıştı. Şimdi çalışacak, oğları, gelinleri, kızları, torunları vardı.s
Eserin Adı: Karartma geceleri
Eserin Yazarı: Rıfat Ilgaz
Kitabın Özeti:
İkinci Dünya Savaşı’nın sınırlarımıza dayandığı 1944 yıllarında Mustafa adında bir öğretmen vardır. Bu öğretmen, yazdığı şiirler yüzünden hapishaneye atılmıştır. Solcu olan öğretmen, ezilen halkın sorunlarını, yönetimdeki yanlışlıkları şiirlerine konu edindiği için, yazdığı kitabı toplatılmıştır. Karanlık hapishanede çok kötü ve zaman kavramının olmadığı günler geçirmektedir. İkinci Dünya savaşı devam ettiğinden, geceler karartılmakta, ekmekler, karne ile verilmekte, mahkumlar da zaman zaman sığınaklara alınmaktadır. Halk bu olağanüstü durum içerisinde bitap haldedir.
Mustafa, hapishanedeki mahkumları sığınağa götürürlerken, konuştuğu için, subay tarafından taş odaya kapatılır. Zifiri karanlık ve rutubetli ortamda günlerce kalan Mustafa, taş odadaki arkadaşına buralara nasıl geldiğini anlatmaya başlar. Çünkü günler geçmemektedir.
Mustafa öğretmen, hasta olduğundan dolayı rapor almıştır. Okula gitmemektedir. O sıralarda ise, yazmış olduğu şiir kitabı yasaklanmış, toplatılmıştır. Öğretmen Mustafa Ural ise, polisler tarafından aranmaktadır. Tutuklandığından dolayı polisler, öğretmenin sürekli evine gelmektedirler. Karısı ise bu durumdan oldukça şüphelenir. Öğretmen bir ara karısını gördükten sonra evinden ayrılıp, kendini dışarı vurur. Evine gidemeyeceğine göre, kalacak yer aramaktadır. Eskiden beri gittiği kahvede, onu arayan sivil polisi görünce, Mustafa, işin ciddiyetini anlar. Halkın yanında olan bir şairin, davasında çabucak pes etmemesi gerektiğini düşünmektedir. Bu yüzden kaçar ve Cengiz adlı bir arkadaşının evinde kalmaya başlar. Fakat, Cengiz’in fakülteden kız arkadaşının durumu öğrenmesi üzerine, Mustafa yer değiştirmek zorunda kalır. Nihat adında eski öğrencisinin yanına gider. Orada Nihat’ın büyükannesine durumu çaktırmamak için ellerinden geleni yaparlar. Öğretmen Mustafa, Nihat’ın evinde kalırken, onun sınavlara hazırlanmasında yardımcı olur. Bu sırada ise polisler, ellerinde resimler ile ve Mustafa’nın karısı ve arkadaşlarını sıkıştırarak öğretmenin yerini bulmaya çalışırlar. Sürekli onu ararlar. Mustafa, ancak karısına gizli gizli uğrayabilmektedir. Nihat’ın büyükannesi Mustafa öğretmenin evde kaldığını öğrenince, Mustafa oradan da ayrılmak zorunda kalır. Birkaç gün boyunca sürekli İstanbul’un sokaklarında dolaşır. Sürekli polis ve bekçilerden kaçar. Yer yer hamamda ya da kahvede gördüğü güvenilir arkadaşları ile sohbet eder, ama durumu olduğu gibi izah etmez. Ancak İstanbul’da sokakta gördüğü, evine gittiği solcu veya öğretmen arkadaşlarının yardımıyla geçinip, polisten kaçabilmektedir. Zaman zaman Cengiz, zaman zaman kendisi gibi şair olan Faruk’tan yardım alır, özellikle karısı ve ailesine yardımını bu kişiler sayesinde ulaştırıyordur.
Bu sıralarda, sokakta gördüğü bir polise, yakalanmamak için, ismini Behzat olarak tanıtmıştır. Bir sabah, emniyete gidip, teslim olmaya karar vermiştir Mustafa. Fakat, o sırada bu polisi tekrar görür. Polis, kişinin Behzat değil de, Mustafa olduğunu anlamıştır. Mustafa, onun oğlunun derslerini düzeltmesi için öğretmeni ile konuşmuştur. Bu iyiliğini hatırlayan polis, Mustafa’ya yumuşak davranır. Fakat, aralarındaki bir laf dalaşı yüzünden, polis Mustafa’yı doğruca emniyete götürür.
İşte Mustafa, taş odadayken, oda arkadaşı Halil’e bunları anlatır. O sırada komutan aşağı doğru gelmektedir. Mustafa’ya, sorguya çekilmek için çağırıldığını söyler. Mustafa, günler sonra, ile defa sorguya çıkmak için dışarı çıkar. Sorgusu ise, öğleden sonraya kalır. O sırada karısını görür. Fakat, onunla konuşamaz. İşte, şimdi, elleri kelepçeli, tabancası ile asker, onu götürüyordur, ya taş odaya, ya başka yere….
Eserin Adı: Solan Ümit
Eserin Yazarı: Kerime Nadir
Kitabın Özeti:

Sitare, on dört on beş yaşlarında bir genç kızdır. Psikoloji profesörü olan Ferruh Beye karşı büyük bir hayranlığı bulunmaktadır. Onu ziyaret etmeye ve ailesi ile tanışmaya başlar. Bu sırada kendisinden yaşça çok büyük olan profesöre aşık olur. Onu sık sık ziyaret eder. Bu sırada profesör, ailesiyle beraber Sitare’nin ailesine misafirliğe gelir ve bu sayede birbirlerine daha da yakınlaşmış olurlar. Bunun da üzerine Sitare’nin ablası ile Ferruh beyin kızı evlenince, iyice akraba durumuna gelirler. Bu sırada Ferruh Bey ile Sitare arasındaki aşk devam eder, birkaç kez yakınlaşmaları olur. Fakat, Sitare git gide büyümektedir. Artık 19 yaşına geldiği sırada, abisinin çok yakın arkadaşı olan Turgut, Sitare’ye aşık olur ve ona evlenme teklif eder. Havacı yüzbaşılığa yeni terfi etmiş olan Turgut, çok iyi bir insandır. Abisi de yakından tanıdığından, Turgut’un güzel ahlakını bilmektedir. Sitare’nin ailesi bu izdivaca çok olumlu bakmaktadırlar. Artık evlenme çağı gelmiş olan Sitare, Ferruh Beye olan aşkına yenik düşmekte ve evlenmek istememektedir. Çok yoğun duygular içerisinde kalan Sitare, kararı profesörün vermesini ister. Profesör Sitare’nin geleceğini karartmak istemediğinden onun evlenmesini ona iletir. Sitare, istemeyerek Turgut’un evlenme teklifini kabul eder.
Evlendikten sonra Turgut’un işi dolayısıyla İzmir’e giderler. Turgut, karısı için her şeyi yapmaya canını bile feda etmeye hazırdır. Fakat o, Ferruh Bey’in aşkı yüzünden sürekli mutsuzdur. Bir ara Turgut’un ailesi ile bağa gider, orada biraz mutlu olur. Fakat, profesörün radyodaki programlarını da duyunca iyice çılgına döner. Kocası ise, Sitare’nin mutsuzluğundan dolayı çok üzüldüğünü kendisine iletir. Sitare ise, İstanbul’u özlediğini söyleyerek İstanbul’u ziyaret eder. Fakat orada Ferruh Beyi bulamaz. Ferruh bey, Mısır’a uzun bir seyahate çıkmıştır. Bunu duyunca çok üzülen Sitare, hasta olur. Çok ciddi menenjit geçirmiş olan Sitare’nin yaşamasına bile bir ümit gözüyle bakan doktorların aksine Sitare yaşamına devam eder. Fakat yaşadığı büyük hastalıktan sonra sağır olmuştur. Hastalığı sırasında sürekli başında bulunan Turgut çok üzülmüştür. Fakat Sitare’nin hastalığı birkaç ay sonra düzelir. Bu sırada profesör ile mektuplaşır. İyileştikten sonra İzmir’e Turgut’un yanına döner.
İzmir’de gerek bağ ziyaretleri gerekse de Turgut’un arkadaşları sayesinde Sitare, eskisi kadar neşeli olur. Artık tamamen iyileştiği sırada, profesör Ferruh Bey, İzmir’e onları ziyarete gelir. Bu ziyaret yüzünden de iyice üzülür Sitare, ama artık kalbi acı çekmeye karşı dayanıklı hale geldiğinden kendisini çabucak toparlar. Kendisini toparlamasında Turgut’un akrabası Makbule ve oğlu Yavuz’un büyük katkısı olmuştur. Özellikle iyileştiği sırada ablasının da İzmir’e ziyarete gelmesi, Sitare’nin iyice neşelenmesine neden olmuştur. Sonra bir sabah, İstanbul gazetelerinin birinde Profesör Ferruh Bey’in karısının öldüğü haberini alır. Bu olay üzerine İstanbul’a gider.
İstanbul’da Ferruh Bey ile yalnız konuşma fırsatı bulur. Bu sırada, Ferruh Bey, aralarındaki yaş farkının çok büyük olduğunu, Sitare’nin gerçek mutluluğu kocası ve doğacak çocukları ile bulacağını belirtir. Bu sözler üzerine uyanan Sitare, genç ve yakışıklı kocası ile yaşlı profesör arasında bir karşılaştırma yapar. Ve profesör ile ölünceye kadar sadece dost kalmak istediğini söyler. Bu istek, profesörün bir genç kızın hayalleri ile oynama konusundaki vicdan azabını da hafifletir.
Sitare’nin içinde gizli bir halde bulunan Ferruh Bey’e kavuşma ümidi, kendi isteğiyle böylece solmuştur. Bu solan ümit sayesinde, kocasını ne kadar çok sevdiğini anlar ve o günden sonra kocasıyla beraber son derece mutlu bir hayat yaşamaya devam eder.
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8
Referans Adresler