Eğitim - Öğretim ve Ödev Forumu

Tam Görünüm: Karışık Kitap Özetleri (Aradığınız Belkide Burada)
Şu Anda Hafifleştirilmiş Görüntüleme Modundasınız. Tam Görünüm Modu için, Buraya Tıklayın
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8
Kitabın Adı: İt Kuyruğu
Kitabın Yazarı: Aziz Nesin
Kitabın basım yılı: Ağustos 1995
Kitabın Özeti:
Kitabın yazarı, bir köye gider ve onun dikkatini bir şey çeker. Köydeki bütün köpeklerin kuyruğu yoktur. Kahvede oturur ve köydekilerden çeşitli hikayeler dinler. Önce ona köpeklerin kuyruklarının hikayesini anlatırlar.
Yeni gelen belediye başkanı her köyden olduğu gibi bu köyden de otuz tane domuz öldürmelerini ve kuyruklarını getirmelerini ister. Fakat köyde hiç domuz yoktur. Arasalar bile etrafta bile domuz bulamazlar. Köyde biraz bir şeyler bilen ve savaş gazisi olan bir zamanların teğmeni belediye başkanının yanına gider. Köyde hiç domuz olmadığından ve kuyruk getiremeyeceklerinden bahseder. Fakat belediye başkanı, sözünde ısrar eder, çünkü ona da emir bir üst makamdan gelmiştir. Çaresiz kalan köylüler. Ararlar, tararlar, ne kendi köylerinde, ne de çevre köylerle bir tane domuz bulamazlar. Fakat domuzu çok olan bir yer öğrenirler. Bir zamanların teğmeni olan, tren ile o yere doğru yolculuğa çıkar. Güç bela ulaştığı yere varır ki bir de ne görsün? Yolun ortasında biri bağıra bağıra kuyruk satmaktadır. Gördüğü karşısında sevinen adam , köyüne geri döner. Köylülerden öğrenir ki, aldığı şeyler aslında boyanmış, yağlanmış köpek kuyruğudur. Kuyrukarı bulmuşken, belediye başkanına da köpek kuyruklarını domuz kuyruğu diyerek başkanı kandırırlar. Ondan sonra ise başkan her kuyruk istediğinde, köpek kuyruklarını verirler. Artık öyle olmuştur ki, herkes kuyruk ticaretine girmiştir.
Eserde bu hikayeye benzer, halkın içinden, halkın, köylünün sorunlarını, hayata bakış tarzlarını, güncel olaylar karşısındaki tavırlarını anlatan gerçek hikayeler bulunmaktadır.
KİTABIN ADI ANADOLU NOTLARI
KİTABIN YAZARI REŞAT NURİ GÜNTEKİN
YAYINEVİ İNKİLAP VE AKA KİTAPEVLERİ
BASIM YILI 08.01.1984
SAYFA SAYISI 287

1. KİTABIN KONUSU : Bir Anadolu gezisindeki yaşanan olaylar.

2. KİTABIN ÖZETİ : Kitap birçok kısa notlardan oluştuğu için içinde birçok olaylar vardır. Bunlardan birkaçını sizlere anlatmak ve özetlemek istiyorum. “Trende” adlı notunda trene bindiği andaki hissettiklerini yazıyor. Trende en büyük zevk vagonda bir yolcunun olmamasıdır. Bu yüzden her duruşta gelen yolcuya ! “Burada biri var. Kantine gitti. Şimdi gelir” diyerek onun gitmesini bekliyordu. Bazen de uğurlamaya gelenleri yanına oturtturmak ve tren hareket edinceye kadar bekleyip daha sonra salıvermektir.

Yazarın kullandığı en büyük taktik hasta numarasıdır. Yüzüne bir tülbent bağlayıp, parmağıyla gözünün etrafına bir parça sigara külü bulaştırıvermiş. Daha olmazsa “vallahi bilmem birader, bizim dayı yılancıktan öldü. Bize de mi geçti nedir ?” diye konuşuverir. Herifi koydunsa bul....

Şoför notunda da kamyoncunun bir yol boyunca karşılaştığı tuhaf olayları anlatmaktadır. Yazarın en ilgisini çektiği olay yolda süregelen tel olayıdır. Her arabada tel vardır fakat yolda aracı bozulduğunda araç durup beklerken, yayına gelen kamyoncu ona tereddüt etmeden telini verir. Az ileride kendi aracıda bozulduğunda teli verdiğine pişman olur. Yazarın titiz ve seçici olması yazdığı notlardan da belli oluyor. Yatak çarşafları adlı notunda yazar, yatak çarşaflarına dikkat ediyor. Hiçbir zaman kendi gözüyle görmediği çarşaf değişimi için görevliye başvurur ve bizzat değiştirir. Ama bu onun için yine yeterli değildir. İçinde “ya diğer yataktan çıkartıp getirmişse” diye bir ukte kalmıştır.

Su onun için en önemli varlıktır. Yanında ihtiyatte mutlak bir su bulunmaktadır. Su bulunmazsa gidip maden suyu alıp onunla idare edermiş.

“Yolda Hastalık” notunda ise, geçirdiği hastalığı kendi kendine geçirmeye çalışıyor. Bilgili olmasına rağmen rezil olmamak için otele çekilip terlemek suretiyle hastalığından kurtulmaya çalışmaktadır.

Tulüyat Tiyatrolarda yazarın kitabında 3 bölümde yer almaktadır. Onun için tiyatronun kültür ve gelişme bakımından önemi büyüktür. Fakat, köylere gelen tiyatrocular ve özellikle bayanların giyiniş tarzı köylü erkekleri kışkırtıyor ve köyle fitne yarattığı için genellikle tiyatrocular kovuluyordu. Onun için otelde yalnız olarak yatmak huzur ve güvence vermektedir. Fakat, son anda gelen davetsiz misafir onun rahatını bozar ve hiç tanımadığı kişiyle yatmanın verdiği tedirginlik onu rahatsız etmektedir.
Fare adlı notunda da paranın ne denli önemli olduğunu ve onun için şantaj bile yapıldığını belirtmektedir.

Son notu olan “Bir dost Tenkidine Cevap” adlı notunda da dostunun birinci kitaptaki eleştirilerine cevap veriyorlardı. Dostu, ona bu hatıra türü notlarını roman metoduna kaçmış olduğunu belirtmiştir.

3. KİTABIN ANA FİKRİ : Kısa olaylardan oluşan bu kitap ; Anadolu güzellilerini, yöre halkının yaşam tarzlarını anlatmakta ve “Çok gezen çok bilir” atasözünü doğrulamaktadır.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Kitaptaki olaylar, gerçekçi ve mantiki bir tarzdadır. Olaylarda savunulan bir taraf yoktur.

Yazar olayları kendi çıkarları doğrultusunda yazmış ve kimi zaman kendinin olaylarını, hastalıklarını ön planda tutmuş ve tasvirden kaçınmıştır. Roman tarzı yazmasını da kısa notlarda açıkça belli eder.

Köylüler, uyanık ve akıllı olduklarını tasvir etmiş ve göründüğü olmalarına rağmen bir takım hırslar-para gibi –onların şantaj yapmaya kadar götürmüştür.

Kamyoncular, birlik ve beraberliğe düşkün insanlar olarak tanınmış ve kendi eksikliğini düşünmeden ve görmeden başkalarına yardım etmeyi kendilerine bir borç bilmiştir.

Ayrıyeten birtakım kişilerin hala hurafelerden kurtulamadığı ve bu inançlarına devam ettiklerini görmekteyiz.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : İki kitaptan oluşan Anadolu Notları, notlarda ve anılardan oluştuğu için oldukça zevkli ve sürükleyici bir anlatım içermektedir. Arkadaşlarımın da zevkle okuyabileceği bir kitap olup, herkese tavsiye ediyorum.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
Reşat Nuri GÜNTEKİN : (1889-1956) İstanbul da doğmuş Edebiyat Fakültesini bitirmiş Liselerde öğretmenlik ve müdürlükler, Milli Eğitim Müfttişliği ve Paris Kültür Ataşeliği yapmıştır.

Reşat Nuri GÜNTEKİNİN ESERLERİ :

1. Çalıkuşu Gökyüzü
2. Dudaktan Kalbe Değirmen
3. Akşam Güneşi Yeşil Gece
4. Acımak Olağan İşler
5. Damga Gizli El
6. Kızılcık Dalları Harabelerin Çiçeği
7. Eski Hastalık Sönmemiş Yıldızlar
8. Makineler Tekkesi Tanrı Misafiri
9. Yaprak Dökümü Kan Davası
10. Ateş Gecesi Kavaklı Yeller
11. Bir Kadın Düşman Leyla ile Mecnun
Son Sığınak

PİYESLERİ :

Hançer Balıkesir Muhasebesi
Hülleci Tanrı Dağı Ziyafeti
Çalıkuşu (N.Cumalı) Eski Şarkı
Bir Köy Öğretmeni Yaprak Dökümü
KİTABIN ADI AYLAK ADAM
KİTABIN YAZARI YUSUF ATILGAN
YAYIN EVİ YAPI KREDİ YAYINLARI
BASIM YILI 2001


1.KİTABIN KONUSU

Kitapta alışımışa, sıradan karşı çıkan birinin başından geçen olaylar anlatılıyor.

2. KİTABIN ÖZETİ

“Sustu. Konuşmak lüzumsuzdu. Bundan sonra kimseye ondan bahsetmeyecekti. Biliyordu anlamazlardı."

C sıradışı biridir. Herhengi bir işi yoktur. Kendisine miras kalmış evlerin kirasıyla geçinmekte ve kendisini “aylak” olarak değerlendirmektedir. İnsanları yaptığı kalıplaşmış hareketlerden hoşlanmaz. Resim ile ilgilenmektedir ve ressam bir kıza aşıktır. Daha doğrusu hiç tanımadığı ama birgün karşısına çıkacağını bildiği değişik bir insana aşıktır C. Kitapta C’nin bu insanınarayış öyküsü anlatılıyor.

3. KİTABIN ANA FİKRİ

Kitapta toplumun belirlediği kuralların dışına çıkmanın başa çıkması güç sonuçlar doğurabileceği konusu işleniyor.

4. KİTAPTAKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

C: Kitabın başkahramanıdır. Toplumdaki tekdüzeliğe karşı çıkan, değişik olanı, kendince gerçek aşkı arayan, bekleyen biridir. Birçok kez bulduğunu sanır, ama yanıldığını anlar. Bütün insanlar ondan farklıdır ve bu pek önemli değildir.

5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Türk edebiyatın önde gelen eserlerinden biri sayılan bu kitap insanın dünyayı çok farklı bir şekilde görmesini sağlıyor. Yazar konuyu çok iyi seçmiş ve işlemiş.


6. KİTAP YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

Toplam iki romanı ve bir hikaye kitabı yayınlanmakla birlikte, romanımızın önemli isimlerindendir Yusuf Atılgan. 1921 Manisa doğumlu yazar, İÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yapmış, daha sonra Hacırahmanlı köyüne dönerek çiftçilikle uğraşmıştı. Edebiyat hayatı lise yıllarında şiir ve öykü yazmakla başlamış, edebiyat çevrelerinde tanınması ise Tercüman ve Cumhuriyet gazetelerinin öykü ve roman yarışmalarında elde ettiği derecelerle olmuştu. Belki az ürün vermiş olmasından, belki de mütevazi ve sakin kişiliğinden dolayı fazla popülerleşmemişti, ta ki 1973’de yazdığı ikinci romanı “Anayurt Oteli” 1987’de sinemaya uyarlanana kadar. Ömer Kavur’un yönettiği filmin kazandığı başarı ile –1959 tarihli- ilk romanı “Aylak Adam”da yeniden hatırlandı. 1989’da –İstanbul’da- ölen bu değerli yazarla ilgili tanıtma ve eleştiri yazılarını, yapılan söyleşileri ve yayınlaşmamış çalışmaları kapsayan “Yusuf Atılgan’a Amağan” kitabı ise 1992‘de yayınlandı.
KİTABIN ADI Sınıf Arkadaşım ATATÜRK
KİTABIN YAZARI Ali Fuat CEBESOY
YAYINEVİ VE ADRESİ Kültür Bakanlığı
BASIM TARİHİ 1966
SAYFA SAYISI 257


1. KİTABIN KONUSU
Ulu önder M.Kemal ATATÜRK’ün gençlik ve okul dönem- lerinin, yakın arkadaşı Ali Fuat CEBESOY tarafından kaleme alınması ve gelecek nesillere aktarılması.

2. KİTABIN ÖZETİ
Ali Fuat CEBESOY, kitabın başlarında ATATÜRK ile ilk olarak nerede ve nasıl tanıştığını anlatmaktadır. Eski adı “Mekteb-i Harbiye-i Şahane” olan Harp Okulu’nda bir Cuma günü tanışmışlardır. Ali Fuat CEBESOY, babasının tüm ısrarlarına rağmen asker olmak istemiştir. Babası ise, aile fertlerinin çoğunun asker olmasından dolayı, onun sivil bir meslekte başarı göstermesini istemiştir. Ne var ki, Ali Fuat CEBESOY içindeki askerlik sevgisini yenemez ve sınavlara girerek “Mekteb-i Harbiye-i Şahane”ye kabul edilir. Okulda, Dahiliye Müdürü Albay İbrahim BEY ve Nöbetçi Subay tarafından, birinci sınıfın Birinci Kısım Çavuşu Mustafa Kemal’e teslim edilir. Böylece, Türk Tarihi’ ne şan ve şeref veren Mustafa Kemal ile tanışırlar. Ali Fuat CEBESOY kitabında Mustafa Kemal’in öğrencilik yıllarından bahsetmiştir. Mustafa Kemal’in öğrenim döneminde etkilendiği en önemli olaydan da bahsetmiştir. Mustafa Kemal Manastır Askeri İdadisi’nin ikinci sınıfında iken Türk-Yunan Savaşı vuku bulmuş ve Türk Ordusu Yunan Ordusunu mağlup etmiştir. Buna herkes gibi Mustafa Kemal’de sevinmiş ve o da tüm Türk Milleti gibi “Padişahım çok yaşa!” haykırışlarına tüm samimiyeti ile katılmıştır. Fakat dönemin Yunan Hükümeti Rusya’ya müracaat edince Çar ikinci Nikola, padişaha telgraf çekmiş ve kan dökülmeden karşılıklı müzakerelerle sorunun halledilebileceğini söyleyerek Sultan Ethem Paşa’ya geri adım attırmıştır. Manastır’da hala “Padişahım çok yaşa!” naraları atılmakta, Mustafa Kemal ise ilk defa bu dileğe katılmadığını belirtmektedir.
Harp Okulu yıllarında kendisi ile aynı fikri paylaşan okul arkadaşlarıyla kendi aralarında sohbetler etmişler, bağımsızlık ve özgürlüğün temellerini de yavaş yavaş atmaya başlamışlardır. Mustafa Kemal büyük çalışma ve büyük azim örneği göstererek Harp Okulu’nu 459 öğrenci içinde sekizinci olarak bitirmiş ve bu derecesi ile Erkan-ı Harbiye, bugünkü adıyla Harp Akademisi‘ne girmiştir. Buradan da yüksek dereceyle mezun olup Kurmay Yüzbaşı olarak göreve başlamıştır. Harp Okulu’ndan mezun olan arkadaşları ile konuşmalar yapmış, üç yıl sonra mezun olacağı Harp Akademisi’nden sonra milli mücadelenin tabanını oluşturmak istemiştir. Harp Akademisi yıllarında Mustafa Kemal harp sanatını, hocası Yarbay Nuri Bey’in desteği ile en iyi şekilde öğrenmiştir. Mustafa Kemal, Kurmay Yüzbaşı olarak okuldan mezun olmuştur. Ancak yaptığı çalışmalar Kabasakal Mehmet Paşa tarafından öğrenilmiş ve Mustafa Kemal tutuklanmıştır. Fakat Mustafa Kemal’in, içlerinde Ali Fuat CEBESOY’un da bulunduğu tutuklulukları kısa sürmüştür. Onlar Üçüncü Ordu’ya tayinlerini beklerken sarayın müdahalesi ile Şam’daki Beşinci Ordu’ya staj görmek için 5 Şubat 1905’te atanmışlardır. İlk zamanlar Mustafa Kemal burada aradığı ortamı bulamayarak milli mücadeleyi az sayıdaki arkadaşlarıyla konuşmaktadır. Ama zamanla amacına ulaşarak, ”Vatan ve Hürriyet Cemiyeti” adını verdiği gizli örgütü Şam’da kurdu. Bu arada izin alarak Üçüncü Ordu’ya Makedonya’ ya gitmiş ve milli mücadelenin en iyi burada filizleneceğine inandığından burada yakın arkadaşlarıyla “ Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurmuştur.
Ali Fuat CEBESOY, kitabında Mustafa Kemal’in milliyetçi yönünden de bahsetmiş ve bununla ilgili bir anısını da anlatmıştır. Mustafa Kemal topçu stajını Şam’da yaparken, Ali Fuat CEBESOY ise stajını Selanik’te yapmaktadır. Ali Fuat CEBESOY, “ İttihat ve Terakki Cemiyeti” ni ilk olarak burada tanımış ve bu cemiyete katılmıştır. Bu cemiyetin ise bir lideri yoktur. Ali Fuat CEBESOY, cemiyetin lidersiz olarak fazla bir aşama kaydedemeyeceğini düşünmektedir. Aklından geçen en iyi lider Mustafa Kemal’dir. Mustafa Kemal ise Şam’da Beşinci Ordu Kurmay Dairesi’nde Kolağası (Ön Yüzbaşı; Yüzbaşılık ile Binbaşılık arasındaki rütbe) olarak görev yapmaktadır. Fakat tek hedefi Makedonya’ya, Selanik’e gitmektir. Çünkü en iyi mücadelenin orada verilebileceğini bilmektedir. Bu hedef çerçevesinde Hakkı Paşa’ya Selanik’e atanması konusunda ricalarda bulunur. Hakkı Paşa da bu atamayı uygun görür. Mustafa Kemal, 16 Eylül 1907’de Üçüncü Ordu’ya atanır. Ancak daha Selanik’e varmadan Müşirlik Dairesi onu Manastır’a atamıştır. Ne var ki, bu bir formalitedir. Çünkü Ordu merkezi dahilindedir. Mustafa Kemal Selanik’e geldiğinde, bir kolayını bulup onu Kurmay Kurulu’nda görevlendirmişlerdir. Mustafa Kemal Selanik’te çalışmalarına başlar, bu arada İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Vatan ve Hürriyet Cemiyeti birleşir.
Mustafa Kemal’in hedefi sadece Padişaha Meşrutiyet’i kabul ettirmek değildir. Bu Meşrutiyet’i kendi başına bir Türk Devleti üzerinde kurmaktır. Büyük çabalar ve çalışmalardan sonra 23 Temmuz 1908’ de önce Manastır, daha sonra Selanik’te Meşrutiyet ilan edilir. Selanik “Yaşasın Hürriyet !” naralarıyla sallanırken Mustafa Kemal’in aklında ise hürriyetin ilan edilmesinden çok “Ya şimdi ne olacak ?” sorusu dolaşmaktadır. Zira devrimin önderi ve uygulayabileceği bir programı yoktur. Meşrutiyetin ilanından sonra yapılacak ilk davranış, orduyu politikadan kurtarmak olacaktır. Zira devrimi başarmak için orduya dayanan İttihatçı önderler iktidarlarını sürdürebilmek için ordunun politik çalışmalarında gereksinim duymaktaydılar. Bu süreç içinde Mustafa Kemal’i uzaklaştırma çabalarına kalkışmışlar ve Trablusgarp’a oradaki isyanı bastırmak üzere göndermişlerdir. Asıl amaçları, bu isyanda Mustafa Kemal’in tuzağa düşürülmek ve silahlı çatışmada öldürülmesini sağlamaktır. Fakat Mustafa Kemal bu tuzağa düşmeyerek isyanı süratle bastırmış ve Selanik’e dönmüştür. 14 Nisan 1909’da İtalyan gazeteleri İstanbul’da bir ayaklanma olduğunu, meclisin kapandığını yazmışlardır. O zaman kullanılan Rumi takvime göre bu tarih 31 Mart 1325’tir. Eski düzenin geri gelmesini isteyen gericilerin çıkardığı bu isyan, tarih sayfalarına 31 Mart Olayı olarak geçmiştir. 15-16 Nisan gecesi, Mustafa Kemal önderliğinde Hareket Ordusu ve bu orduya katılan Mahmut Şevket Paşa ve Kolağası Kazım Karabekir’in birlikleri, 19 Nisan’da İstanbul halkına bir bildiri yayınlamışlardır. 24 Nisan’da Hareket Ordusu, Sirkeci, Aksaray, Beyoğlu ve Edirnekapı yönlerinden İstanbul’a girmişti. 27 Nisan’da ise Milli Meclis halinde toplanıp, Sultan Hamit’i indirerek yerine Reşat Efendi’yi Sultan Beşinci Mehmet adıyla tahta çıkarmışlardır. Bu süreçten sonra ise istiklal mücadelesine gidilmektedir.

3. KİTABIN ANA FİKRİ

Atatürk’ün okul yıllarında ki yaşadıkları en yakın arkadaşı olan Ali Fuat Cebesoy tarafından gençlerimizle Atatürk’ün o yaşlarda neler yaptığını neler düşündüğünü acı tatlı anılarını paylaşmak ve gençlere bir fikir vermek istenmektedir.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Ali Fuat Cebesoy, Atatürk’ü harbiye’ye girdiğinde tanımış ve hayatları boyuncada iyi birer arkadaş olmuşlardır.
Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında büyük emeği geçen Atatürk’ün yakın arkadaşları ve çevresindeki kişilerden de bahsetmektedir.
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Ali Fuat Cebesoy, aslen bir yazar olmamasına rağmen Atatürk hakkında okuduğum kitaplar arasında en akıcı olanıdır. Aralarında geçen olayları, anıları, yaptıkları vukuatlıklarına kadar açıkça yazan Ali Fuat Atatürk’ün öğrencilik hayatını, okuyucuyu eğlendirecek ve aynı zamanda düşündürecek şekilde aktarmıştır.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ
Ali Fuat Cebesoy, Harp Okulu’nda Atatürk ile tanışmış, Atatürk’le aynı görüşleri paylaşan yegane arkadaşlarından biridir. Türkiye cumhuriyeti’nin oluşumunda önemli görevler üstlenmiştir.
KİTABIN ADI MİLLİ SAVAŞ HİKAYELERİ
KİTABIN YAZARI YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
YAYIN EVİ KÜLÜTÜR BAKANLIĞI
BASIM YILI 1981
SAYFA SAYISI 157

KİTABIN KONUSU:

Milii Mücadele Dönemi’nde Anadolu ve Rumeli’de işgal kuvvetlerinin insanlık dışı davranışlarından dolayı halkın yaşadığı acı verici olaylar.

KİTABIN ÖZETİ:


Yazar, kaleme aldığı bu eserinde 1914-1924 yılları arasında yaşanan Milli Mücadele Dönemi’nde vukuu bulan bazı acıklı ve trajedik olayları okuyuculara aktarıyor.

Hepimizin de çok iyi bildiği gibi Milli Mücadele Dönemi Türk halkı için bir kahramanlık ve ızdırap dönemi olmuştur. Yazar da bunu eserinde ustaca ele almış olduğu olay ve hikayelerle sade ve açık bir şekilde okuyuculara iletiyor.

Yazar kitabında genelde Ege Bölgesi’nde meydana gelen olayları ele alıyor. Özellikle, Türk tarihi için büyük bir felaket olan güzel İzmir’in işgali ve düşman kuvvetlerinin buradaki halka yapmış oldukları zulüm ve hakaretler büyük bir yer alıyor yazarın “Milli Savaş Hikayeleri” adlı eserinde. Bu işgaller karşısında çaresiz kalan halıkın aciz durumu da tüm açıklığıyla ortaya konuluyor.

Kitapta bulunan bazı hikayelerde de Yunan kuvvetlerinin Batı Anadolu’yu işgali sırasında yerli halka yapmış oldukları insanlık dışı işkenceler tanıklarıyla belirtiliyor.

Yunan askerlerinin çoluk çocuk, kadın erkek ayrımı yapmadan sadece Türk olduklarından dolayı suçsuz insanlara yapmış oldukları işkenceler, tecavüzler, gasplar, dramatik bir şekilde bu hikayelerde yerini buluyor.

Ayrıca, bu dönemde Türk Halkının içine düşmüş olduğu çaresizlik, yoksulluk, umutsuzluk bu hikayelerde çeşitli tasvirlerle işleniyor. Ama tüm hikayelerin sonunda Türk insanının doğuştan sahip olduğu kahramanlık ve vefakarlık gibi erdemlerde konu ediliyor.

Bu zor dönmede yaşanan bazı ihanetler de kaçmıyor yazarın kaleminden. Yüzlerce yıl Türk topraklarında rhat bir hayat yaşayan, hatta maddi durumlarını yerli halktan kat kat daha iyi bir duruma getiren yabancı uyruklu vatandaşların (!) memleketi soydaşlarına nasıl şerefsizce peşkeş çektiklerini, yıllarca beraber yaşadıkları yerli halka olan ihanetleri yazar tarafından aleni bir şekilde anlatılıyor.

Kısacası, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun bu eserinde işlenen ana tema bütün bu işkencelere, ihanetlere ve yoksulluğa karşı Türk halkının vermiş olduğu kurtuluş Mücadelesidir. Çekmiş olduğu tüm eziyetlere rağmen vatanseverliğinden, namusundan ve onurundan bir nebze de olsa ödün vermemiş bu insanların çileleri, hasretleri, özlemleri ve acıları bu eserde en çarpıcı örneklerle yansıtılıyor.

KİTABIN ANAFİKRİ:

Türk Halkının düşman işgalinden ve yoksulluktan dolayı çektiği çileye rağmen kendini ezdirmeyişi, bağımsızlık ve vatan uğruna gerekirse canını seve seve verecek kadar vefakar olduğu.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Yazar 1914-1924 yılları arasında yaşanan Milli Mücadele Devri’nde halkın içinde bulunduğu kötü durumu ele alıyor. Olaylar genelde ızdırap ve acı verici hadiselerden oluşuyor. Kitabı genel olarak ele alacak olursak, dokuz yaşında bir kız çocuğunun yaşadıklarından, yetmiş yaşında bir dedenin hayatını vatan için kahramanca feda etmesine kadar bir çok olay ve şahıs yer alıyor.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitabı okuduuğumda kendimi olayların içinde, sanki olayları yaşıyrmuş gibi hisettim. Bu da yazarın ne kadar iyi bir uslüp kullandığını ortaya koyuyor. Ayrıca olayları sade ve açık bir şekilde ifade edişi de esere ayrı bir güzellik katıyor. Okurken duygulanmamamk ise elde değil. Gerçekten geçmişimizi öğrenmemiz açısından okunması gereken bir yapıt.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa'da başladı. 1903'te İzmir İdadisi'ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır'a döndü, öğrenimini İskenderiye'deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908'de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi'ni bitirmedi. 1909'da arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. 1916'da tedavi olmak için gittiği İsviçre'de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı'nı destekledi. 1921'de Ankara'ya çağrıldı ve bazı görevler verildi.


1923'te Mardin, 1931'de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. Kadro Dergisi 1932'de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro dergisinin 1934'te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliğine atandı. Daha sonra 1935'te Prag, 1939'da La Haye, 1942'de Bern, 1949'da Tahran ve 1951'de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960'tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal hayatının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu. 13 Aralık 1974'te Ankara'da öldü


ESERLERİ
Roman: Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara, Bir Sürgün, Panaroma, 2 cilt, Hep O Şarkı. Hikaye Bir Serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikâyeleri.
Anı: Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda, Politikada 45 Yıl, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8
Referans Adresler