Eğitim - Öğretim ve Ödev Forumu

Tam Görünüm: Karışık Kitap Özetleri (Aradığınız Belkide Burada)
Şu Anda Hafifleştirilmiş Görüntüleme Modundasınız. Tam Görünüm Modu için, Buraya Tıklayın
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8
Eserin Adı: Son Kuşlar
Eserin Yazarı: Sait Faik Abasıyanık
Kitabın Özeti:

Sait Faik ‘in yazmış olduğu bu öyküde, yazar İstanbul’da Büyük Ada da oturuyordur. Orada genellikle günlerini gezip, tembellik yapıyordur. Kır kahvesinde kahve yapmayı bile tam olarak bilmeyen kahveciye zaman zaman gidiyordur. Çünkü sonbahar aylarında özellikle Ada’da oradan başka pek bir şey yoktur. Bir de onun en sevdiği şey, Büyük Ada’ya gelen kuşlardır. Fakat son iki yıldır gelmemelerine üzülmektedir.
Aslında kuşların gelememelerinin sebebini bir gün öğrenmiştir. Özellikle sonbahara doğru birtakım insanların ellerinde kafesler ile gelen kuşları yakalayıp, onları yemektedir. Yazar, bir avuç bile olmayan etleri için bu güzel hayvanları nasıl öldürdüklerine şaşmaktadır. Özellikle bu işlerin başında Kostantin isminde bir zahire tüccarı vardır. Bu tüccar, çocukları ayarlayıp, kuşları yakalıyordur. Bu insanlar, kafeslere ökseleri bağlarlar. Bu çığırtkan kuşun yardımına en içten duygular ile dostluk için gelen diğer kuşlar, yardım etmeye gelirken tuzağa yakalanırlar.
Yazarın çok sevdiği kuşlar, sonbahar mevsiminin getirdiği güzellikler, deniz, güneş ve meyveler gibi… ona edebiyat, şiir, resim, musiki gibi duygular veriyordur. Ve yazar bu kuş seslerine hala hasrettir. Bu gidişle gelen kuşların son kuşlar olduğunu düşünen yazar, kuşların neslinin tükeneceğine inanmaktadır. Bir de devletin ve belediyelerin bu tür işlere ilgilenmediği, insanların küçücük çıkarları için doğaya verdikleri büyük zarara karşı haksızlık yaptığını düşünmektedir.
Yazar, bu hikayesinde doğanın git gide yok olduğundan, yakınmaktadır. Ve ileriki nesillerin ne bu son kuşları ne de doğanın yeşil güzelliğini göremeyeceğini bizlere kavratmak istemiştir.

Eserde, bu hikayeye benzer olarak çeşitli hikayeler bulunmaktadır.
KİTABIN ADI KENDİ AYAKLARI ÜSTÜNDE
KİTABIN YAZARI İPEK ONGUN
BASIM TARİHİ 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI GENÇLERİN YAŞAMLA GELEN SORUNLARINA YARDIMCI OLABİLECEK MESAJLAR VERMEK.
KİTABIN ÖZETİ / TANITIMI :
KENDİ AYAKLARI ÜZERİNDE DURMAK :
Romanın Kahramanları :
Serra : Kitabın asıl kahramanı, yazarın kendisi.
Sıla : Serra’nın kuzeni.
Zafer: Serra’nın duygusal ilgi duyduğu erkek arkadaşı.
Mualla Hanım : Öğretmen.
Günlük 24 Haziran’la başlar. Serra yaz tatili için gittiği İzmir’deki Kuzeni Sıla’nın anlattıklarıyla konuya başlar. Arkadaşı Zeynep’in Amerika’da okuyan Nilgün ablasının Amerikalı bir gençle evlenme kararı alması ve bunun evdeki yankılarından bahseder. Yaşlıların bu olaya yaklaşımına, anne babanın olaya olumlu yaklaşımına ve genç yaşta Nilgün’ün aldığı böyle bir kararın etrafında yarattığı izlenimlerden bahsediyor. Bu arada Sıla’nın uçuk hareketlerine, ne olduğu belli olmayan mankenlik ajansına manken olmak için başvurmasına, kendini tanımadığı kişilere kaptırıp bir görüşte aşık olmasına ve sorumsuzca fevri hareketlerine yer veriyor. İzmir’den arkadaş grubuyla bir Akdeniz turuna katılır. Bu, annesinden ayrı ilk çıkacağı yolculuklutr. Kendisi on sekiz yaşlarına yeni girmiş lise iki öğrencisidir ve bu geziyi kendi ayakları üzerinde durmanın ilk aşaması olarak görmektedir. Kendisinde çok büyük değişiklikler görmeye başlamıştır. Bir kere, annesini iş nedeniyle üç günlük dış geziye göndererek bu süre zarfında evde yalnız kalmaya ikna etmiş ve bunu da çok güzel başarmıştır.
Erkek arkadaşının başkasıyla çıkıyor olması onu yıkmıştır, ama bunun gençlikte yaşanan ilk aşklardan olduğunu, unutlması gerektiğini yaşayarak ve tecrübe edinerek öğrenmiştir ve bunu da olgunlaşmanın bir aşaması olarak görmüştür. Arada bir Ankara’ya babaannesinin yanına ve ayrı yaşayan babasına ziyarete gider. Babasının evlenmeyi düşündüğü yeni bayandan, olgun görünen yetişmiş insanların da aynı çocukluk hatalarının yapabileceklerini ima eden konuları duyar. Daha çok okul çevresinde olup bitenlere günlüğünde yer verir. Özellikle öğretmeni Mualla Hanım’ın hayata atılmak ve kendi ayakları üzerinde durmakla ilgili verdiği tavsiyeler öğrencileri bayağı etkilemektedir. Meslek seçimi konusunda şimdiden karar vermeleri tavsiyesi üzerine, Serra da içinde gizli kalan gezme ve görme tutkusunun onu turizm mesleğine daha yatkın olduğunu keşfetmesini sağlar. Bunun içinde hafta sonları bir turizm acentasında çalışmaya gider. Burada gerçekten aradığı mesleğin turizm olduğunu keşfeder ve kararını verir. Mualla hanım o yıl 10 Kasım’ı Ankara’da Anıtkabir ziyareti şeklinde düzenler. Serra bu geziden çok etkilenir ve bu geziyle ilgili “10 Kasım ve Atatürk” diye içinden geldiğince bir kompozisyon yazıp bunu Mualla Hanım’a verir. Kompozisyon çok beğenilir ve bunu bir dershanenin düzenlediği Amerika’ya gezi ödüllü “10 Kasım ve Atatürk” konulu kompozisyon yarışmasına gönderirler. Yarışmada da Serra’nın yazısı birinci gelir ve iki haftalık Amerika gezisini kazanır. Şubat tatilinde de yine yalnız olarak yeni yerleri ve dünyayı keşfetmek için yola çıkar. Sırf bu geziye çıkmak için bile pasaport, vize, uçak bileti alma gibi birçok konuyla Serra ilk defa karşı karşıya gelir ve tüm bunları yaşayarak üstesinden gelmeyi başarır. Serra kendisinin ayakları üstünde durmasını sağlayacak yıldızını bulmuştur. Artık kararını vermiştir ve turizmci olacaktır. Akdeniz gezisi, yazı yarışmasını kazanması ve ABD gezisinin kendisine çok şeyler kazandırdığına inanır. Hem gönlü hem de kafası zenginleşmiştir. Cüneyt’e gelince tüm gezi boyunca hatırlamamıştır bile.
A. KİTABIN ANA FİKRİ :
Bu kitabı okurken, mutluluğu başkalarının gözlerinde değil, kendi içlerinde aramanın önemi fark ediliyor.
B. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER :
13 – 18 yaş arası grup için tüm dünyada kitaplar varken ülkemizde olmayışını fark eden yazar İPEK ONGUN bu boşluğu “Kendi Ayaklarının Üstünde Durmak” ile doldurmaya çalışmıştır.
C. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :
Eser, yazarın kendi ağzından kendi gençlik yıllarını anlatan günlükler şeklinde yazılmış. Günlükleri mektup şeklinde evin penceresinden görünen en çok sevdiği kiraz ağacına anlatıyormuş gibi yazmıştır. Gençlere yer veren akıcı ve dinlendirici, ama her kesimin zevkle okuyabileceği bir eserdir.
KİTABIN ADI BİR ÇİFT YÜREK
KİTABIN YAZARI MARLO MORGAN
YAYIN EVİ DHARMA YAYINLARI
BASIM YILI 2001
SAYFA SAYISI 225


1. KİTABIN KONUSU:
Amerikalı bir kadının Avustralya’da yaşadığı ve tüm değer yargılarını değiştiren ruhsal bir yolculuktan bahsetmektedir.
2. KİTABIN ÖZETİ :
Gerçek bir olaya dayanan öykümüz; Marlo Morgan’a Kansas City’de doktorluk yaparken, bir sabah ofisine gelen telefonla başlar. Bir süreliğine Avustralya’da çalışmak için teklif alır. Hayatında bir değişiklik yapmak isyeyen Morgan bu teklifi kabul eder ve birkaç seneliğine Avustralya’ya yerleşir.
Avustralya’da çalışmalarını sürdürürken;Avustralya’nın yerli halkı olan Aborjinlere Amerikalıların Kızılderililere davrandıkları gibi kötü davranmalarından etkilenir. Onlara iyi davranarak onların sorunları ile ilgilenmeye başlar ve yerli halkın yaşantısına olan merakı gitgide artar.
Morgan’ın onların sorunları ile ilgilendiğini ve onları yakından tanımak istediğini gören bir grup aborjin kabilesi onu bir toplantıya davet ederler. Morgan Anakaranın diğer tarafında yaşayan ve kendi benliğini kaybetmemiş, böyle bir Aborjin kabilesi ile tanışacağı ve onlar hakkında daha fazla bilgi sahibi olacağı için bu toplantıya özel bir şekilde hazırlanır. Ayrıca şehirde yaşayan Aborjinlere yaptıklarından dolayı taktir bekleyen yazar için bu toplantı hiçde beklediği gibi gerçekleşmez. Oota adında bir Aborjin eski bir jiple gelerek Morgan’ı toplantı yerine götürmek için alır. Uzun bir süre çölün ortasında gittikten sonra toplantı yerine geldiklerinde yazar kendisini bir grup yerli ile ıssız çölün ortasında bulur.
İlk olarak tüm eşyaları çıkartılan Morgan’a kuşanacağı bir bez parçası verirler. Tüm eşyaları ve kendisi ile birlikte kutsanır.Yerlilerin arasına kabul edildikten sonra tüm eşyaları yakılır. Birbez parçası ile yalın ayak kalan Morgan’dan kendileri ile birlikte yapacakları yürüyüşe gelmelerini isterler. Bu teklifi kabul eden Morgan için çölü boydan boya katedeceği ruhsal yolculuk burada başlar.
Bu kabilede insanlar isimlerini hayatları süresince yapmış oldukları işlere veya olaylara göre almakta ve değiştirebilmektedir. Bu nedenle; modern toplumdan geldiğinden ve insan olarak sahip olması gereken değerleri köreldiğinden Morgan’a “mutant” adını takarlar ve onun tekrar yaşamın gizemini görmesini sağlayarak değişime uğratırlar. Kabilede kendilerini “gerçek insanlar” olarak adlandırırlar.
Yazar yolculuk boyunca önceden ilkel olarak gördüğü bu insanların doğa ile nasıl iç içe yaşadıklarını; bu kupkuru çölde asla aç ve susuz kalmadıklarını; konuşmadan birbirleri ile iletişim kurduklarını; karşılaştıkları her tür sağlık sorununu çözecek bir birikime sahip olduklarını; hırs, kin, nefret, saldırganlık gibi olumsuz duygularının olmadığını; asla yalan söylemediklerini; hiç bir olayı veya kişiyi yargılamadıklarını; dünyada olup biten her şeyden haberdar olduklarını ve daha bir çok olağanüstü yetenekleri olduğunu hayretle görür.
Dört ay süren bu uzun yolculuk süresince, ilk günden itibaren bu çetin yolculuğun zorlukları ile mücadele etmek zoruda kalır. Karşılaştığı her zorlukta dayanıklılığının sınanması ile birlikte ruhu da değişime uğrar. Aborjinler onu kendilerinden biri olarak kabul ederek ona hertürlü zorlukla nasıl mücadele edeceğini, çölün çorak coğrafyasında bitkiler ve hayvanlarla nasıl uyum içinde yaşanacağını öğrenir.
Morgan yerlilerin yaşamı ile kendi yaşamını, iki tarafın yaşam felsefelerini karşılaştırır. Aborjinlerden öğrendikleri ile birlikte insan olarak sahip olması gereken değerleri tekrar kazanır. Bunun üzerine kabilenin şefi soylu Kara Kuğu tarafından her iki toplumun kültürünü anlaması ve içinde barındırmasından dolayı “Bir Çift Yürek” ismi verilir.
Yürüyüşün sonu yaklaşırken yürüyüşün asıl hedefi olanbüyük sırlarını Morgan’a gösterirler. Aborjinler için kutsal olan o mekanı gördükten sonra bu insanların ellibin yıllık kültürlerinin felsefesini anlar. daha sonra Moragan’a yolculuğun asıl sebebini açıklarlar: Morgan’ı mesajcı olarak seçmişler ve tüm sırlarını açıklamışlar. İnsanların uygarlık, gelişim adı altında doğanın dengesini bozduklarını ve herşeyi tüketmekte olduklarını bunun için dünyada ki varlıkarını bitirmeye karar verdiklerini açıklarlar. Çünkü kendilerinden sonra gelecek nesile yaşam için fazla birşey kalmadığını söylerler, Morgan’da kabilede niçin genç insan olmadığını anlar.
Morgan dan bu son mesajlarını iletmelerini isterler. Morgan insanların dünyaya verdikleri zararı açıklamak ve önlem alınmasını iletmek üzere onlardan ayrılır.
Avustralya’da ki işi biter bitmez Amerika’ya döner. Amerika’da bu serüveni anlatarak, bu serüvende öğrendiklerini uygulayarak ve en önemlisi yazdığı kitaplarla bu serüveni herkesle paylaşmaya, mesajı herkese iletmeye çalışmıştır.
3. KİTABIN ANA FİKRİ :
Tüm insanlığa eşsiz, zamanın derinliklerinden gelen güçlü bir mesaj iletilmiştir. Eğer tüm varlıkların, aynı evrensel birliğin bir parçası olduğunu anlarsak, dünyamızı yok oluştan kurtarmak için halen geç kalmış sayılmayız. Varolan her şey inanılmaz derecede güzel ve hassas bir karşılıklı bağımlılık dengesinde bulunmaktadır. Eğer bu mesajı alabilirsek bizim yaşamlarımızda Gerçek İnsanlar’ınki gibi yücelir.
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
Marlo Morgan : Hayatın monotonluğundan sıkılmış, değişiklik arayan, hırslı kafasına koyduğunu yapan, yardımsever, çocuk ruhlu biri.
Oota : Kabilede ingilizce bilen tek kişi Morgan’a kendilerini tanımasına elinden geldiğince sorulara cevap vererek yardımcı olmuştur.
Kara Kuğu : Kabilenin şefidir. Bilge bir insan olarak tüm sırlarının sırası ile Morgan’a açıklanmasını sağlamıştır.
Bunun dışında şifacı gibi yeteneklerine göre isimlendirilen birçok kabile üyesi var. Çölde, insanın yaşamını zorlayan birbirinden ilginç olaylar oluyor.



5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Bu kitap insanın, günümüz toplumun gereği olarak getirdiği roller ve görevler nedeni ile unuttuğumuz kaybettiğimiz değerleri hatırlatıyor. Ayrıca dünyamızın günden güne azaln kaynakları ve bozulan doğanın dengesi nedeni ile önlem almazsak gelecekte bizi bekleyen sonada dikkat çekmektedir. İyi niyetin insanı yücelttiğini nesnel şeylerin peşinde koşmamamız gerektiğini; insanı farklı kılanın yürek ve niyet olduğunu açıklayan; hayat felsefemizi tekrar gözden geçirmemize etkili olan bir öykü olarak görüyorum.
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Marlo morgan emekli bir sağlık uzmanıdır. Lee’s summit, Missouri’de yaşamaktadır. İlk kitabı “ Bir Çift Yürek” Amerika’da otuzbir hfta boyunca New York Times Bestseller listesinde zirvede kalmış ve yirmidört dile çevrilmiştir.
KİTABIN ADI :Ankara Ekspresi
KİTABIN YAZARI :Esat Mahmut KARAKURT
YAYIN EVİ VE ADRESİ:İnkilap ve Ata Kitap Evleri, Ankara Cad. No:95 İSTANBUL
BASIM YILI :1981
KİTABIN KONUSU :Türk istihbaratçıları ve Alman ajanları arasında geçen bir casusluk öyküsü.
KİTABIN ÖZETİ :
Türk ordusunun gözüpek istihbarat subaylarından Binbaşı Seyfi ile, Alman ajanları arasında İstanbul-Ankara hattında geçen bir casusluk öyküsü bu. Dönemin güçlü devleti Almanya, Türkiye'yi de istila etmek istemektedir. Bu amaçla, aralarında çok güzel bir kadın olan Frolein Hilda'nın da bulunduğu en gözde elemanlarıyla İstanbul'a gelirler. Harekatın başlama parolası "Ankara Ekspresidir.
Seyfi’nin görevi Almanya’nın faaliyetlerini durdurmaktır. Seyfi ile Frolein Hilda ilk defe Alman hastahanesinde karşılaşırlar. Seyfi hastahanenin bir cephane yeri olduğu haberini doğrulamak için doğum yapmak üzere olan bir kadınla hastahaneye yerleşmiştir. Hilda ise bir kadın doğum uzmanı olarak hastahanede bulunmaktadır.
Seyfi normal çevrede havaalanı yapan bir muteahhit olarak tanınmaktadır ve birçok ingiliz ile de tanışıklığı vardır.Alman ajanlarının başında olan albay Seyfinin bir ajan olduğunu düşünüyor ve düşüncesinin doğrulanması görevini Hilda’ya veriyor. Albay, Hilda ile Seyfi’yi Ankara Palas Otel’de buluşturuyor. Hilda gördüğü adamın hastahanede ğördüğü kişi olduğunu anlayınca albayın düşüncelerinin doğruluğu ortaya çıkıyor.
Bu arada almanlar kendi kamplarında yetiştirdiği askerlerini gizlice Türkiye’ye sokmaya çalışmaktadır. Seyfi bu faaliyetleri engellemek için bir ihbar üzerine Karadeniz’de bir alman şilebini durduruyor ve askerlerin arasında Frolein Hilada’nın da olduğunu fark ediyor. Askerleri gemiyle tekrar Almanya’ya gönderiyor fakat Frolein Hilda’yı esir alıyor. Amacı daha önce Almanlar tarafından esir alınan bir ingiliz ajanını kurtarmaktır. İngiliz ajanının karşılığında Hildayı serbest bırakır. Bu arada Hilda Seyfi’ye delice aşık olmuştur.
Takas bittikten sonra bütün Alman ajanları yakalanır ve Almanya’ya geri gönderilmek üzere bir tren tahsis edilir. Alman albayı işlerinin bozulmasından dolayı Seyfi’ye büyük bir kin beslemektedir. Almanya’ya gönderilmeden önce Hilda’dan Seyfi’yi öldürmesini ister. Hilda gidecekleri akşam Seyfi’ye kendisini son bir kez görmek istediğini söyler ve Seyfi de bu teklifi kabul eder. Hilda o gece Seyfi’yi öldürmek için eve gider fakat aşkından dolayı onu öldürmeyi birtürlü başaramaz ve Seyfi’den kendisini karılığa kabul etmesini ister. Çünkü geri döndüğünde kendisinin öldürtüleceğinin düşünmektedir.
Seyfi de Hildanın güzelliğinden etkilenmiş ve ona aşık olmuştur. Hilda’nın teklifini kabul eder ve onunla evlenir..

KİTAPDAKİ OLAYLARIN ve ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Seyfi cok iyi Almanca bilen kültürlü ,zeki bir türk zabitidir ve çok yakışıklıdır
Hilda asil bir aileden gelen idealist ülkesine bağlı güzelliği göz kamaştırar bir bayandır
KİTABIN ANA FİKRİ
Türkler’in inatçı, cesur şerefine düşkün bir millet oluşu.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap, tasvirlerle süslenmiş olay örgüleri çok iyi düzenlenmiş ve aynı zamanda ilk casusluk romanı olmasından dolayı herkes tarafından zevkle onunacak bir kitap..
YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
ESAT MAHMUT KARAKURT
Esat Mahmut Karakurt, birbiri ardına yazdığı aşk ve macera konulu romanlarıyla, yaşadığı dönemin en çok okunan yazarlarından biriydi. 1902 İstanbul doğumlu yazarın, iyi bir eğitim aldığını görüyoruz. 1924 yılında Diş Hekimliği Okulunu, 1930 yılında ise Hukuk Fakültesini bitiren yazar, gazetecilik, öğretmenlik, milletvekilliği ve senatörlük görevlerinde bulunduktan sonra, 1977 yılında bir beyin kanaması sonucunda aramızdan ayrıldı.
Esat Mahmut Karakurt'un yazdığı yıllarda, romancılığımızın birkaç koldan ilerlediği görülür. Bir yanda milli edebiyat akımı temsilcilerinin, bir yanda toplumcu çizgideki yazarların ve son olarak aşk/macera temalarını işleyen romancılarımızın ard arda eserler verdiği bu dönemde, onun tercihi, cumhuriyet ideolojisine uygun aşk ve macera öyküleri yazmak olmuştu. Tam anlamıyla ilk Türk casusluk romanı olan “ANKARA EKSPRESİ” ni de o yazmıştır.

ESAT MAHMUT KARAKURT’un YAYINLANMIŞ KİTAPLARI:
VAHŞİ BİR KIZ SEVDİM 1926
ÇÖLDE BİR İSTANBUL KIZI 1926
DAĞLARI BEKLEYEN KIZ 1936
ALLAHAISMARLADIK 1936
ÖLÜNCEYE KADAR 1937
SON GECE 1938
KADIN SEVERSE 1939
İLK VE SON 1940
KOCAMI ALDATACAĞIM 1940
SOKAKTAN GELEN KADIN 1945
ANKARA EKSPRESİ 1946
BİR KADIN KAYBOLDU 1948
ÖMRÜMÜN SON GECESİ 1950
ERİKLER ÇİÇEK AÇTI 1952
SON TREN 1954
KADIN İSTERSE 1960
KiTABIN ADI EYLÜLÜN GOLGESiNDE BiR YAZDI
KiTABIN YAZARI FERİT EDGÜ
YAYIN EVi ADA YAYINLARI
BASIM YILI 1997
SAYFA SAYISI 111

1.KİTABIN KONUSU:
İstanbulun kıyı semtinde yaşayan alt tabaka insanlar.

2.KİTABIN ÖZETİ:
Yazar Çakır’ın öyküsünü yazmaktaki sorunlarını dile getiriyor. Onun öyküsünü yazmak istiyor ama yazamıyor. Çünkü, kendisini yazar olarak yetersiz görüyor. Tanrı herkesi yazar olarak yaaratmıyor(kör, topal ve sakat yaratmadığı gibi). Ayrıca eleştiri almaktan da korkuyor.
Çakır anasız babasız bir kamburdu. Yalnızlık, yoksulluk ve acı çekmeyi umursamıyordu. Çünkü kendine atlarıyla bir hayat kurmuştu. Ahırda yatıp kalkıyor. Çakırın öyküsünü onun hiç olmayan resimlerini tasvir ederek başlıyor ve otuz bir adet resmi böyle tasvir ediyor.
Bu öyküyü ona vapurda kitap okurken bir yaşlı adam anlatıyor. Sonra ona Kıni’nin öykü anlatıyor. Daha sonra bir kahvede de karşılaşıyorlar.
Esat ve Kıni dereden yürüyerek yukarıda bir eve gidiyorlar. Esat Kniden bir şey saklıyor ama söylwemiyor. Sadece gideceğini söylüyor. Esat Kıni’nin kızkardeşine aşık ve aralarında ilişki geçiyor. Kıni elinin ayasını kesiyor. Esat’da aynı şeyi yapıyor ve birbirlerinin kanlarını emerek kan kardeşi oluyorlar. İkisi Fethi Baba ile gizli işler yani esrar satıcılığı yapıyorlar. Fethi Baba acımasız biri. Esat kaçıyor ama açlıktanm ve yorgunluktan büyücü Canan’ın evine sığınıyor. İki gün onu ölümden döndürmekle uğraşıyor ve Zehra’yı bulmaya gidiyor. Zehra’yı getirdiğinde Esat’I kanlar içinde buluyor. Yanında da Fethi Baba’nın cesedi, Kıni kan kardeşi olan Esat’ın öcünü almış oluyor. Zehra olayın şokundan kurtulamıyor. Olay gazetelere “İt iti boğdu!!!” manşeti altında yansıyor. Polisler olayın ardına düşme ihtiyacını duymuyorlar.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
1950’lerin başlarında, İstanbul’un bir kıyı semtinde, yaşam savaşı veren alt-tabaka insanlarının, birbiri içine girmiş yaşamlarının ve ölümlerinin öyküsü.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kitapta geçen herşey olayları tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor. Esat’ın o çirkef yaşamdan ayrılıp gitme isteği onun durumunda olan birçokı kişide var ama o bir cesaret gösteriyor ve onun Zehra ile olan ilişkisi ve birbirlerine kavuşamamaları hayatımızdaki olağan şeyler.
Çakır: Hayattaki bir çok zevkleri aşmış yalnız olamsına rağmen bunu atlarla gideren insanlardan uzak bir kişi. Onun böyle olmasını sağlayan etkenlerin başında kambur ve öksüz olması gelmektedir. Her ne kadar insanlkardan uzak yaşasa da içindeki insan sevgisi diğer insanlarınkinden daha yücedir.
Esat: Kankardeşinin kızkardeşi ile olan ilişkisi ve kendisini bu aşktan bir türlü kurtaramaması onu çaresizlik içinde bırakıyor. Yaşadığı yaşamdan hiç bir zevk alamıyor. Romanda yazarın da betimlediği gibi Esat aslında temiz bir yaşamın hayallerini taşımaktadır.
Kıni: Esat’ın bu ilişkisinden haberi olmasına rağmen aşka saygı duyuyor ve Esat’a karşı hiç bir soğuk davranışta bulunmuyor. Hatta onunla kankardeşi oluyor. İçnde bulunduğu düzene karşı bir insan portresi çiziyor.
Fethi Baba: Çevresindeki genç insanları kullanarak pis işler çeviren alçak bir insandır. Başka insanları kullanması onu korkak birisi haline getiriyor.
Canan: Herkes onu kötü bir büyücü olarak bilmektedir fakat o insanlara yardım etmek isteyen iyi birisidir.

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Toplumun sadece magazin haberlerinde gördüğümüz üst düzey sosyetelerden oluşmadığını ve alt tabaka insanların acılarına da dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kitap sık sık yer yüzünde yaşayan bütün insanların eşit olduğunu vurgulamakta bunula da okuyucusuna mesajlar veriyor. Ayrıca yazar hiç olmayan bir kişinin olmayan resimlerini tasvir ederek alışılmadık bir roman sunuyor.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
1936’da istanbul’da doğdu. İstanbul güzel sanatlar akademisi resim bölümünde başladığı eğitimini Pariste sürdürdü.(1959-1964). 1977’den beri ada yayınlarını yönetiyor. Şiiirler yazdı yayınladı(1952-1953). İlk öyküsü Yeni Ufuklar Dergisinde çıktı(ocak 1954). Öyküleri: Kaçkınlar, Bozgun, av, Bir Gemide, Çığlık, Binbir Hece, Doğu Öyküleri. Romanları: Kimse, O. Şiirleri: Ah Min-El Aşk. Denemeleri: Ders Notları, Yazmak Eylemi. Şimdi Saat Kaç, Seyir sözcükleri.
1970 yılında Türk Dil Kurumu deneme ödülü kazandı. O adlı romanı sinemaya uyarlandı. 33.Berlin Film Festivalin’de ve 2. Akdeniz Kültürleri Film Festivalinde ödüller aldı.
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8
Referans Adresler